Abone Ol:

Cahit Zarifoğlu’nun şiirinde ‘Bu insanlar dev midir / Yatak görmemiş gövde midir’ diye anlattığı Yedi Güzel Adam’ın hayatı merak ediliyor. Yedi Güzel Adam Türk edebiyatında önemli bir yer ediniyor. Peki, Yedi Güzel Adam kimdir? İşte, Cahit Zarifoğlu’nun Yedi Güzel Adam şiiri
Yedi Güzel Adam kimdir? Yedi Güzel Adam şiiri

Türk edebiyatına Yedi Güzel Adam, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Alaeddin Özdenören ve Ali Kutlay’dır. Yolları Kahramanmaraş’ta kesişen 7 Güzel Adam’ın eğitim gördüğü 169 yıllık tarihi Maraş Lisesi 2019 mart ayında müzeye çevrilmiştir. Yedi Güzel Adam hakkında bilinmeyenler, kitapları ve şiirleri YEDİ GÜZEL ADAM KİMDİR? Cahit Zarifoğlu, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Rasim Özdenören, Ali Kutlay, Nuri Pakdil ve Alâeddin Özdenören’in hayatlarını konu almaktadır. 1- Cahit ZarifoğluAbdurrahman Cahit Zarifoğlu (1 Temmuz 1940, Ankara – 7 Haziran 1987, İstanbul, Türk şair ve yazar.Çocukluğu Siverek, Maraş ve Ankara’da geçti. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatını bitirdi. Diriliş dergisinde şiirleri yayımlandı. Arvasilerden, Seyyid Kasım Arvasi’nin kızı Berat Hanım’la evlendi ve bu evlilikten üç kız, bir erkek evladı oldu. Nikâhında şahitliğini Necip Fazıl Kısakürek yapmıştır. 1973 yılında Sarıkamış’ta vatani hizmetine başlamış, 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’na katılmış ve 1975 yılında askerliğini tamamlamıştır. 1976 yılında Mavera dergisinin kuruluş çalışmalarında yer aldı. 7 Haziran 1987 tarihinde akciğer kanseri hastalığından İstanbul’da vefat etti. Kabri Üsküdar Beylerbeyi’ndeki Küplüce Mezarlığı’nda ve kayınpederi olan Kasım Arvasi ile yan yanadır. Her sene 7 Haziran’da sevenleri tarafından mezarı başında anılır.2- Erdem Bayazıt18 Aralık 1939’da Maraş’ta dünyaya geldi. Asıl adı Adil Erdem’dir. Annesi Şerife Hanım Ârifoğulları’ndandır. İlk ve orta öğrenimini babasının memuriyeti dolayısıyla bazı kesintiler dışında Maraş’ta tamamladı Önce İstanbul ve ardından Ankara Hukuk fakültelerine devam etti ancak fakülteyi bitirmeden askere gitti. Askerlik dönüşü Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne kaydoldu (1964). Buradaki öğrenciliği sırasında Millî Kütüphane’de süreli yayınlar şube müdür yardımcılığı ve Millî Eğitim Bakanlığı basın büro memurluğu gibi görevlerde bulundu. Mezuniyetinden sonra Maraş Lisesi’ne edebiyat öğretmeni tayin edildi (1971). İstanbul Türk Mûsikisi Devlet Konservatuvarı’nda genel sekreterlik (1974), Kahramanmaraş İl Halk Kütüphanesi’nde müdürlük (1975), Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İnsan Gücü Eğitim Dairesi başkan yardımcılığı görevlerinin ardından memuriyetten ayrıldı. Devlet Planlama Teşkilâtı’nda sözleşmeli personel olarak çalıştı. 30 Kasım 1987 seçimlerinde Anavatan Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi. Millî Eğitim ve Çevre komisyonlarında görev aldı. 1991’de siyaseti bırakıp İstanbul’a yerleşti. 1995’te altı ay süreyle Yeni Parti İstanbul il başkanlığı, bir ara Demokrat Parti meclisinde üyelik yaptı. 5 Temmuz 2008’de İstanbul’da öldü ve Eyüp Kabristanı’nda gömüldü.3- Rasim Özdenören1940’ta Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü. Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikayeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.4- Nuri PakdilNuri Pakdil, 1934 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya geldi. Lise eğitiminin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde memleketinde ‘Demokrasiye Hizmet’ gazetesinde yayımladı. Lisedeyken ‘Hamle’ adında bir dergi çıkardı. İstanbul’da bir haftalık dergide sanat sayfaları düzenledi.1969 yılında ‘Edebiyat’ dergisini ve 1972’de Edebiyat Dergisi Yayınları’nı kurdu. Edebiyat Dergisi Yayınları’nın ilk kitabı Batı Notları’dır. Edebiyat dergisi, kimi aralıklarla uzun yıllar sürdürdüğü yayınına, Aralık 1984’te ara verdi. Edebiyat Dergisi Yayınları, 1972-1984 yılları arasında 18’i Nuri Pakdil imzasını taşıyan, 45 kitap yayımladı.Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü. Kasım 2014’te Necip Fazıl Saygı Ödülü’nün ilkini aldı. Hiç evlilik yapmayan Nuri Pakdil, iyi deredece Fransızca biliyor.5- Mehmet Akif İnanMehmet Akif İnan, Türk şair, yazar, araştırmacı, öğretmen. 1952 yılında İlkokulu bitirdi. 1958’de Urfa Lisesi’nden Maraş Lisesi’ne sürgün gönderildi. Aynı yıl bir grup arkadaşıyla Derya Gazetesi’ni çıkardı. Bir yıl sonra Maraş Lisesi’nden mezun oldu ve ilk konferansını Urfalı Şairler üzerine verdi. 6 Ocak 2000 tarihinde hayatını kaybetti.6- Alaeddin Özdenören1940 yılında Maraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Tunceli, Malatya ve İstanbul’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldu. Çeşitli okullarda öğretmenlik görevinde bulundu. 1991 yılında Kültür Bakanlığı’ndan müşavir olarak emekli oldu. 2003 yılında vefat etmiştir.7- Ali Kutlay1940 yılında dünyaya geldi. 2008 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Şehri gezdiğimizde dizide rol aldığımızı öğrenince Kahramanmaraşlılar çok yardımcı oluyor. Şehir sahip çıkmış bu güzel adamlara. Kutlay, hiç çekinmeden lafını dobra dobra söyleyen bir insan. Yaşadıkları olaylara şair oldukları için farklı bir açıdan bakıyorlar; ölüm, ayrılık, aşk gibi kavramlar üstüne derinlikli bir bakışları var. Öykü yazmaya 16 yaşında başladı 18’inde bıraktı. O yaşta yazdığı öyküler bile kaliteliydi. Hukuk okudu.YEDİ GÜZEL ADAM ŞİİRİBu insanlar dev midirYatak görmemiş gövde midirBir yara açar boyunlarındaKolkola durup bağırdıklarında-Ya kurbanın olamDağlar önüme durmuşKi dağlanamÇekip pırıl pırıl mavzerler çıkardılar oyluk etlerindenDurdular ite çakala karşı yarin kapısında1.Yedi adam biri bir günbir kan gördügereğini bellediyari alsa koynunaAyırmaz kanı yanındanBeyaz haberlerim var kardeşlerim-Bir güzel ince gelinKabartır göğsünü toz duman içindegelinliği durur çıkartıp bıraktığı yerdeİçerlerden bir taşlı tarladanKaynayan nehrin gözündeunutmuş gelin alınlığınıAvuçları sıcacık yumulu beline dayalıKalın bilekli badem topukluSeyirtir o ince gelingrevli’ler şifalar götürmek içinBeyaz haberlerim var kardeşlerim-Gölgesiz meydanlaraaklı yağmalayanlara arasındanyayılırsa karanlık fısıltılarYa da güzel dışlı yapa çiçekleriMuhtemel bir genç kızınBaşına atılırsaYedi adamdan biriBir gün bir kan göreniKabukları soyulmuşTaze devrilmiş bir ağaç gibiÇeker çıkarır kendi kadınlardanFırlar yataklarından tatlı uykudanÇıplak çıkarır kendi kadınlarındanFırlar yataklarından tatlı uykudanÇıplak yalın ve güzel adaleliO er alarakSeğirtir danseder gibi-Önce sağlam olmalı arkamO ince gelinBelirir hemen ardında erin1000 yıl durmadan en atmış bir çınar gibiGidiyor dansöz gibiYere ve göğe açık avucunda o kanO işlem onda güvercin ve sevapOnlarda en ağrımalı yaraVe yollanıyor o güvercin onlaraGüvercin değişiyor gittikçe ondanGüvercin değişiyor vardıkça onlara+ ve aman ne uzun sürüyor bir düşman öldürmek+Yedi adam artık bir kan göreniVarıyor dengedeKuğu gibi sarkıyor onlaraakıyor onlaraşiirler söylüyor ve mısralarındaişlek çelik kümelerive kalkıyor her bir ulaşmasındaiki yanında sülüs ve yay gibibir vuruşta öldüren elleri-Karanfil serpercesineBir kez daha vurdum ya Allah diye açtığım yaralara-Güzelin düşmanı güzel olurGüzelin yari güzel olurO varıyor tüm meydanlaraKanı okşayarak ve kabartarakKanı okşa ve kabartVe sonra sabah kahvaltısındaİçinden geçirmekle varsın sofranaÇocuklarımızın ellerinde büyüyen gagalı şeylerinTanrının buyruğu ile ortaya çıkarttığıGürbüz bir yumurtaII.Yedi adam biri bir günbir aşk bir güngereğini bellediölüm girse koynunaAyırmaz aşkı yanındanBeyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerimDaha ne kadar saklanabilirdik seninle:Yaylalardan nasıl geçtikÇobanlara yetişemedik ama uzaktanzahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardanNe bilge sözler dinledikSığındığımızVe içinde saçlarımız göle girmiş ıslananO dev O kabul eden O sizin veren mağaralarYine açık yine buyur’luÇekildi üstümüzden. -ÇalılarınBilen duruşlarıyla karşılaşırdık koşuşurken gizlilereGüneşi tez gördük dağlardaOrmanın ay çiçeği gibi uyanan hayvanlarıylaİlk iş gövdemizin acıktığını anlamak olduGittik kokladık ekmeğimizi tarlalardaO gün gezdim seni ellerimleSöyledin: Geniş vuruyor yüreğinÜlkeyi tez giden ayaklarımla varıyorumKanım temizliği seven bir kolla atılıyor durmadanYıkanmış güneşte yeni kurumuş çarşaflar gibiSerin ve ürpertici gövdenYaklaşmaktasın ve / çok yakınıma taşıdığın / güllerSana canı gönülden âşık oldum meleğimKollarına gümüş bilezikler düşündümDostlar buldukça onlaraKalın kaşlarını övdümGüzeldinGövden gerilmiş devinmekteydiBir tabloda gibi her bakmaya değişenKaranlık anlamlardan arınan yüzünleHakkı verilmişZehirleri alınmış kazanlardaDemirle birlikte çeliğe koşmaktaydınVe döllenmekteydin mengenelerle kucaklanarakİşçi eğilir bükülür ve doğrulurKöylü bükülür doğrulur eğilirkenİnsan iyi maden kuyumcudaGüzeldin / GövdenYeni bir iklim gibi yayılmaktaydı karalaraAğaçlar, kırdaki hayvanlar kasabadaki insanlarcaİşte davetliydinAcıktık bıçaklarına kanımızı gütmekteymişin gibiGelip acı sözlerin içinBir çekmece koydun yaralarımızaVe ellerin uçuşan yapraklar gibiBirdenNasıl yalnız olduğumuzu anladımKimseler yoktu ikimizden başka birbirine bakanSusuyor sessizceAşkla ilerliyorumMilletim bileniyorumDevirmeyeDevirmeye safrası beynimi üleşenElleri karımın üstünde birleşenleriBundan böyle yekinmeye hevesli yüreğim/sanatsever halkımıza duyurulur/Aklım eski izlerde şimdiİz demekBir genişBir kendine dönük bir en ileriyeYol demekUsulca kalkıp gedene: DurKi çevrileceksinToydun cesurdunGençtin atıldınBilmezdin atıldınKabuğu oydun oydunKabukta kaldınSis iner örter mermeriağacı binayıSis kalkar kalkmazGörünür mermerAğaç ve devBu kadınlar dev midirYatak özlemez gövde midirGül açar boyunlarındaKolkola durup bağırdıklarındaBomba düşmüş gibi deprenir toprakKonuştuklarında-Yar kurbanın olandola yaşmağını bileğimeKi düşmanı güzel vuramÇekip mavzerler çıkardılar oyluk etlerindenDurdular ite çakala karşı yarin kapısındaIIIYedi adam biri bir günbir yar gördügereğini bellediyari asla koynunaAyırmaz yari yanındanAlev gerekli kentliyeBu ısıtma devleri kentebir an önce inmeli oğlum/bütün gün badem çırptımüzümün tehini armudun çürüğünü ayıkladımuykuya geç vardımyatağın içine elimi daha yeni koydumrahatıma doymadım ama…/ÜMMETİ GÖZETMEN GEREKLİBen seni beyaz haber ustasıOlasın DİYE boğmadım -DOĞURDUMBeyaz haberlerim için hazır olun kardeşlerimAnam su döküyor ellerimeBedenim hızla kaçıyorGözlerime toprak atan uykudanSuyu çarptıkça yüzüme ve gözlerim yalnızYanıyorlarYemi torbanın dibine gelince beygirİri saman saplarının arasındanİri etli dudaklarınaKüçük zor bulunan arpaları topluyorBir parça daha yükselenBir parça küçülenBir parça daha uzak duran yıldızBeygir ve yanında duran semeriEvin gerisinde yığınla odun- badem dallarıVe kuru alıç kökleriVe ben o zaman bilmezdim halkaAteş gerektiğiÇalışır gün boyu koru ağaçları devirirBadem çırpar budardım yaban çalılarıGün tepeme değsin öğleye durayımGün tepene değsin öğleye durasınKökleri hem derinleri hem sığları sarmışDurmaksızın nimet devşirenCeviz ağacının altında.-Öğleye durmayıHiç düşündüm mü ağaç neden havyan değil:Çünkü kan’dır hayvanDamardır ağaçO ceviz ağacının altındaDallarına ve köklerineBir öz su damarı gibi bağlanarakOnlar ve ağaçlarToprak ve kalbinden doyurduğu hayvanlarİşitmişler bakın onlarlaOnlar ve yapraklarGeniş bir ağızla üfürülüyormuş gibi kımıldamaya başladılarOnlar ve tüfeğimi doğrulttuğum kuşlarŞimdi öldürme vaktim değilBaşına omuzlarıma konunDudaklarımdan ve kalbimden dinleyin/işte bakın ekmek böyle tutulur/öğleye durarak bağlıyorum bu tepeleriO tepelereEğlenme doğada – kentte bu gece ışıklar yanmadıDamlardanÇorba dumanı yükselmemekteYufka ekmeğiToprak ve ağaç kokulu ellerimle/ işte bakın ekmek böyle tutulur/Şu en artistVe lokmayı taşıyan parmakların ucundaPıt pıt bir damar gibi atanYemin ve billahSıcak bulgur aşının kalbidirDedim çünkü kalkYoksa sütüm helal olamazDüşündüm sol kolları kesik insanlarınNe denli mahir olduklarını sağ kollarındaBeyaz haberlerim için toplanan kardeşlerim-Adım Mustafa ve Niyazi ve AbdurrahmanKafkas yaylalarında çadırlarımınSürülerimin ocak taşlarımınİzleri vardır/doğup yürümeye başlayıncaÇıplak basmıştım toprağa/Yine de ana’vâzın duymasam hiç uyanmamBedenim öylesine yorgun babam öylesine ölüÖlü gibi kımıldamıyor dedemSini belli kendi belli değilNe bir hak torunlarında ne yaşayan bir arzusuEllerim yumruk dizlerimin arasında (tam üç yüz yılı)Etim etimin sızını alsın diyeKalk çünkü sabah yıldızıBir mızrak boyu yükseldi+ iri ve zekiuçları nemli bir göz gibi+IVYedi adam biri bir günbir bela gördügereğini bellediYalvarsa evleri harap kadınlarve ağlayan birkaç çocukKamalar salınsa karnınaayrılmaz belalı yanındanHaberlerime kulak asmayıp-DuymadıkDemeyesiniz kardeşlerimÜlkem bugünYariyle buluşmuş gizlilerdeTepeden tırnağa yeni yıkanmışVe örtüler içindeGöz kapakları kale kapılarıGibi örtülüYassı gözlü kabarık alınlıKalbine ve beline zenginDüzgün bedenli bol saçlı erkekler gibiÜlkemTepeden eteğe yıkanmak içinAşıdan sonra paklananOvalara yayılmış kadınlarEvi uçsuz bir yol gibi bekleyenYavruya yerinde bekletenO kadınlar gibi ülkem-Yürürüm bayırlardaGücüm ne merkezde tartmak içinKulak verirDinlerim ağacıGeçerken beton döşeli apartman kaykılı topraktaSesim nasıl etkili yoklamak içinDurdurur sorarım kentliyiNe haber böyle:Nereye:Bela üreten elimNasıl davranır belalar içindeSınamak içinUzanır okşarım saçlarını ey yarimBakarım hoyrat ve âşık ellerimeBir gün sapsarı kesildimÖyle bir tabiat vardı ki gövdemdeİnsanları görmezdim bile yanımdanBir hava bulutu gibi geçerlerdiİçimdenGidip dağlaraKafa tutmak gelirdiBir gün benİri ve kaslı gövdemSapsarı kesildimHali harap bir dev çıktı önümeGözlerini öyle açtı ki yüzüme ve ağlamışSonra söyleştikBu bir nöbet devriydi kardeşlerimBizimle aşkta olanlarınEline su döksünlerÇadırlarının önüne o küçücükKilimleri sersinlerVYedi güzel adamBiri bir gün bir dağ gördüGereğini belledi.Ki o dağAğaçsız ve yalnızGökte alıp veriyordu.Rüzgârla ürperir gibi olurduBeygirin derisi nasıl ürperirse boydan boyaDokununca.Yılanla akreple kertenkeleTavşan keklik kurtlaOnlarlaHayvanlarla kımıldanırdıDağ buSerpilmiş atılmış yer kapmışBaşa kurulmuş. Böbürlenmeden iri kendiliğinden kocaDağ buDevir, söz gelsin, kervan devriEteğinde ipek yolu zencefil yoluKara ve beyaz yolu zenci. Develerİçerek karınlarından tüylerinden geçirerekDağı yiyerek, söz gelsin, beslenirlerdiDağ buDevir kuş devriGeçerdi kartalİşte o kartalRenksiz ısı vermedenÜrkmeden ürkütmedenKendinden geçerek süzülürDikine batar dikine çıkarCoştumuVurur kendini dağa – ölürdü parçalanarakDağ buDevir aslan devriYer yer toplaşarakErkekli dişiliSık sık oynaşarakDevir insan devriGeçti geçtiİnsan geçtiEt geçti kan geçtiGöz geçtiGelenlerYeni gelen yeniden sonradan gelenGeçti geçtiDağ buYılanla kımıldanırdıYılanla kımıldanırdıYedi güzel adamdan biriBir gün bir dağ göreniDurdu sevmeden bilmeden devinirkenDurdu durdu seyreylediSordu:dağ nicesingünde mi gecede misingeçmişte şimdideyoksa gelecek bir düşte misinDağ serpildiAtıldı yeniden yer tuttuİlk kez yılanla kıpırdanmadıGözü görür görmezDağa göçtü güzel adamEteğinden yukarıya üç günYürüdü. Bir yılda dolandıÇevresini. Eğlenerek kayalarda geceleriYürüdü günde ve bir kuş gibiGörerek deDurmadan dolandı dağın çevrisiniArtık dağ yılanla kımıldamadıKımıldardı onunlaHırçındı adam hep hırslaYaralıymışça inlerdiYüzü durgun gözler duru berrakHırslanırdı ayağıyla- avuçlarından ter akarOmuzlarını burardı.Ola ki anlatsa dağDer hırcındı adam ince bilekliAzgın topukluİnce uzun parmaklı karınsızKarşı koyan omuzluYerken güzel yer doymadan kalkarOturarak ve hayvanlarda bileGizlenerek işerdiAdam hırçındı-saçları uysal akardıRüzgârla kardıEsinti olmadan zaten akmaktaydıUzun boylu değildiAma kendinden uzunu yoktu – yalnızdıGeçince önündenMağaralardan kuş tavşan kurt yavrusuDağa vururlardıSerçe tohum düşürürdü ağzındanTavşan yeşerince onuYerdi kökündenOt üremediAğaç üremediDağ ağaçsız ve yalnızcaGökte alıp veriyorduAdam küçük bir kaya düzlüğündeToprakta mağra içinde mağra kapısındaKaynak başında kuru yamaçtaDururduEğilip alnınıYaydıkça yere iki elinin arasınaGöksü çatırdayarak eğilirParçalanarak doğruldukçaDağ cezbelenirEn yüksek zirvesini kayalı alnınıYamaçlar yamaçlara yayılan yüzünüAdam eğilip koydukça yüzünü toprağaEğilip koyacak yer arardıDağ cezbeleninceDoğrulup eğildikçeOvaya bir andaKentler serilirYollar fabrika çevrekleri bentlerYedi adamdan biriBir gün bir dağ göreniYeni bir soluk çekti içineDeğişti aynı kalarakİndi kenteDağıylaEsen başıSerin başı geniş kollarıylaGözleri yüzünü kaplayacak gibi büyüyerekVe şakaklarındaAvuçlarımın arasında güçlükle tuttuğuBir şey duruyorduYedi adamdan bir dağ göreniBuyruğu dağa yiyeniDağdan buyrukla kente ineniSuları yürüyerek geçeniÇekip mavzerini çıkardı oyluk etindenDurdu yarin kapısında(BENDİRİMLEDOĞRULURKEN)Sis boruları ötmeye başladı yavrularşimdi oradalar-Aşk delice kımıldamalı yatağındanSen bir yıldız kaymasıyla yatağındanÜstüne alevleri alarakKemikli bir aşk gencinin kollarından tutarakSen kanın damarlara tutamadığı anlardanBeni karnınlaBir göz boğuşmasına daha kandırarakBul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınlaÜzülmüşBelki dünyayla horlanmışımAnsızın çok oradan görün oradaBu siyah basmış kara akar deme-Başka olmalı gövdemi denetleyişinaşka hazır olan…LARDAN. O KADIN’lardanHalk aşksızca sokaklarbanka dükkânlarıyla doludurEllerimi kalp olmayan sularlaıslamaya alışır o kızlar-işte artık kaçmak işte durmadan karşımızdayken bile-ılık ev girintilerigizlesin daha köprülerkaranlık bedenleriHer şey onlara göre – yamandırlarAnsızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyleSenin asya’dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışınAsya Asya ve Asya diye yalvarışınSana ansızın alınyazımı ve kendimi ekliyorumAşka hazır aşka aç ve davetliAnsızın melek bekliyorumAsyayla ayağa kalkanMelekler ellerinde gelenekleİçinden hızla süt akımı geçiren mızraklarBoydanboya girdirmektedirler gövdelerin içineNar doğuran – dikkatle nar doğuranHayvanı ve insanı aynı teklifle doyuranNazlı baharlarlaHiç ağlanmadı’Biz çetin adamız ha’ ayrıca söylenmezAnlaşılırNe yavuz kışlarKurt sıyrığı ayazlarlaNe evren debdebesi baharGerdan kırıp mendil düşüren kızlarlaAyrıca söylenmez’Biz çetin adamız ha’Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadarSen meleksi kadın bu gece kendini vermekleİkiye yarıldınSen meleksi kadın bu gece1000 yıl adına bilinmekleSen melek uyarmalarıylaUyarılan erkekBu gece bir şehvet azarladınHayvan kovdunYatağını yüceltenlerden oldunŞimdi ev gebedirDağ kuşlukla uyanır -varsın uyansın-Önce hafif bir uyku sisiTanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadırDaimMelek kanatlarından hava görünmezUzaklar yine de görünürAy dostlukla anılan bir komşu evidirKıl çadırlarla devinen o kavim göçüİşte o kavim göçüDağlar ilk bez biziÇıplak ete kavuşan aşk sandıKadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyenIlık bir hava bürüyenGözleri o -rengârenk gözleri çocuk gözleri develerinÇözülür ayaklarıKavim buBoynuna kan yürümüş(Gözüne bir şey görünmüş)-Nedir o görünen/ susalım/Hayat her zerresi uyarılmış gibidir-Çok aceleKalp bir bohçanın içinde atmaktadırOmurgasından mızrak yürüyor kavmin boynunaDevler en som bir duruşla – RaptedilmişÇocuklar ağızlarından Ey Nazlı ÖlümEy Nazlı Bahar MarşlarıylaBütün bunlar nedir – sorulsaSorusunaNe can cevap kalmıştırKavim donmuş deve mıhlanmışKadın ateşle ateş doğumdan önceSığırlar kendi kendileriyleGöz göze kalmıştırKavim seferidir evinden ayrılmıştır amaKendine varılan iklim ve toprak/VAKİTTİR/ namaza durmuşturBin bireydir kavimBir tür kararla eğilip doğulmaktaHer candan bir canaBir candan bir canaSonsuza değinBir tavır bolluğudur kavim amaNihayet vaktidir VAKİTBu duruş en zarifi duruşlarınGidip endamlı dağlaraBeğendirmek için yeni gelinleriO iklim kullandı hepİnsanın en bilgeleriniOnlarla karşılanmak için bahardaİklim aranır her şeyden önce her olaydaŞerbet taslarındaBir toprak okunmuş şeker dedenin avucundaGenç bir kız kadar ağırdırBileceksin ey çocukTatmıştın onu geçen baharda daKavim uyanan toprağıKarşılarken – uyanıktırKavim ToprağıDevirirken – uyanıktırKavimden biri varırken toprağa-Uyanıktır O ve KavimVardıktan sonra toprağaGaflet uyandırılmaz – kavim uyanıktırO anne gibi verimlidir besmele çocuk içinO erkekKarpuz dilimi gibi ortadırO en yaşlı gelinOcaktaki çorbayla birlikte tütmektedirO kavim için’Kışları göç içinizedir’ buyuruluyorBüyük çadır en sevgili düşmana emanettirÇorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsınYer ötesi ve yer eşit alınsınKadın ve erkek eşit durmaktadır-kadın arkadadırİnsan hayada ve tanrıdadırKi kış ortasında kardan-bir duayla sıyrılıpO derviş ağaç kupkuru dallarındaO meyvayı büyütüyorO tiyekBir salkım -müthiş- üzümUykuya tez doyanlar içinSaçlar uçuşur havalara sevinçleşarkı şarkı içineCenkle bir üstün haberleşme ileİnsandan insana hep akıl ve sezgilerleO coşkun mutlu savaş dülgerleriKalbi çoğaltan bayramlar açtılarŞimdi de açtılarİşaret verin ve açtılar bütün köprüleriDeniz yüce bir soluk denizidir-rotalar denizin kendisindedirKaptan sancakta bir tek an yaşamak yolunaBütün bir ömür ağartmıştırIşıklar çoğalıyor içimizden birineKime bu davetLimanı dolduranlar yanan insan meşaleleriYüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar-Rüzgâr nereden eserse essin güzeldirAlevler bir ayrı alemdirDirlik sevinçtir – göç içimizedir.Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizdeSevine sevineSağlımın elleri uzansaydı dağların eteklerine yer’in şarkılarınaAşkın mağara kovulduklarındaki şarkılarınaİlkel bir duyguyla bağırır kalırdımYöremde mor lekeler gibi duranBir basamaklı melekler ve gelenler olur birdenBütün meleklerden bir melek-Bak diyor bakıyorumve bak diyorEllerimi bıçakla yontacağım deniyorİlkel bir sevinç ve kanşiir en safındansonra soyut heykellerHiç düşmanım yok-üzgün söyleniyor-Olmayacak mı hiçEziyor gururum onları-Görün ey güzel düşman ey güzel düşmanSaraylarda geçti ömrüm seninleYüzüm aydınlık bakar elemlereYangın yerlerineCoşkuyla selamladım bütün bayraklarıDüşman kadınlarınıTanrım bu dağları da sen yarattınBana kattınBir bir okşadımSema yapan kırlarıÂlemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruzYeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarınaDeveler de tutuştuOnlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimlerKum kendi raksında beden aynı rakstaKarın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşırAynı yönde ve aralarında bir dünya vardırGöğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadırKalp ve balçıklı toprağıAğacın ve kayanın diziliminiO tek kuyun yalnızca süzülüşünüAni bir haber gibi salt bir kez ötüşünüDinliyor kumu balçıklı toprağıAğacı kayayı ve kuşuUyku beladır göç içinizedirSabır ve zaman içinizdedirKadın ve çocuk içiçedirGüneş vurmuyor -öyle söyleyin- üzerine döşeklerimizin-Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına(işte böyle söyleyin)Öyle ki o kadınlarBağlasınlar doğanları tanrı bağlarınaMelekler kırmızı yanarKalbe tutuşan her şey kırmızıdırHele kalp hazırsa’kentten’ bir er kalkar – Onun eriKollar semayı deryayı korkularındanYoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımızaSöyleyelim ya hay ya huu-Yolları aydınlık kıl yaradanKanla bir sabahAkşam kanla’…ateş… ve öldüm…’ deniyor-Oysa sorular verilmişti onaSorular yığılmışaynı kaynaktan olanaIşık ve karanlık hakkındaBu nasıl uzun uyanılmaz gibi-Ateş ve öldün uykuyla-Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlaraTaze doğanlaraŞehzadelerden de sorular kalmıştı ona’Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğimYorgun geldim savaşmadım amaBir ceset gibi ayaklarının dibindeyim”Biz artıkGitmeliyiz dağımıza’-Hayır olmazDurmalıyız burada şahinim’Kezzap içsemDaha kuvvetle can çekişirdim'(dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendiHeykel bekleyen kımıldamışAbesle elele ahbap gibiAvazı çıkanca bağırmıştır-Durmadan deniyor ki vatanım neredirHeykel ne diyorKonuşmaz heykelFelçtirKarşılıklı-Kaslarımız karşılıklı kasılsınOlsun-(Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında-Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun daDiyor ki diyor kiGeçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedirKırbaçla ayağa kalkarlardı’biz artık… anneciğim… dağımıza…’ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad… ve nasıl olan oldu – o ve yeni uygar dostlarıBir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve dumanAnne onları kapıya kadar uğurla gelDelinen böğrüme bir set ger’yapmayın yapmayın’ çığlıklarıGüneş doğsun mu doğmasın mı kararsızımBaşlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlarlondra moskova vaşington berlin pekinhava cereyanları sarsılan ikindilerkorkularımız intihar dönemlerindekötü bir alışkanlık peyda olmuşturbağ budama hasat zekâtevlenme hoş görmeBuğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru-İnce bir düşman yönelmiştir-Hayır içimizden yönelmiştir-Oh oh dıştan yönelmiştir-Dıştan ve içten mi yönelmiştir-Ne yönelmiş ne yönelememiştir-Yönelememiş önele Miş’Ey örtülerle donatılmış Mustafa’-Oğlum sen artıkşarapnel gibi yağmalısındüşmanı güzelce vurmalısın’… biz artık dağımıza… anneciğim…'(Komşudan o ölü de kalktıBoşluğuna bir kırbaç uzatıldı)(Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış birtaş yığınıdır. -onların yerine bilardo masaları konmuştur -şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar)-Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi ellerBu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenlerEy aşk /… ve ey aşk mı dedin…/Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleriGücendirilmiş gibi kayboldunYerine piç döller yolladınKomşudan o ölü de kalktıKöyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldarKaş ve kalp zorla – kıvranarakErkeklik ve kadınlıkÖlümün önünde değersiz ama siperdedirlerBir değişime gibidir azrail-Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazarO yere o ölüinsan kalabalığında ansız bir boşluk açılmıştıralın kımıldasınkalp kıvransınGölden ansız bir tabutluk su alınmış gibiBütün köy kımıldayacaktır/göl gibiAzrail devinimle çevirir bir köyüBir insan kası – kadını kavrayan ellerimezar kazar toprak karşı komaz aralanırİnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak-Ey süleyman oğlu nalbant izzet – nice rençperlik ettinGüneşin alnında bakır gibi göverdinToprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak-ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babasıhacı izzet süleyman oğlu heynice öldünneyledinnasıl becerdinKöyden o ölü kalkarSüslenmiş kurdelalar takılmış bir koçKapıda tabut tahtaları arasında beklemektedirBayram değil seyrandırAşk aceleyle oraya buraya göz gezdirirSevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektedirKöyden o ölü de kalktı-Sen de kalk sesini hayvan sesleriyle yuvarlaKöy bir ahenk kuşu sesi çıkararakKasabaya bir ölü haberi uçursunMinarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selâsı/.Ölü ilk kez müezzin-minare uyarmalarıyla dirilmektedirKöyden kasabayı dürtmektedir./Bedir efendi durur selâyı dinler -Kim’ola–(Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk(Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım)(Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar)(O ufak çocuklardık – Bakışları)(Olmaza karşı koyuşları)(Şimdi köy acı’dan eğilmiştir)Ben ölümle eğiliyorum)(Barsakları düğümlendi koyunlarımın)Bedir efendi durdu selâyı dinledi -Kim’ola-Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlarDaha ilk nağmesinden alırlar ölüyüBurunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarakYokuşlara bir nefeste bayılırlar-Öyle bir çocuk tanıdımKarşılaşınca başka çocuklarla hızlandıMinarenin kapısında bir çocuk halkasıMüezzinle inecektir ölüÖlü çağırır çocukları alıştırır camiyeVe ölüyü eve ulaştıran çocukKutlu çocukturTaşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyükÖlü adı taşıyan çocuklar dönüşlerindeŞehri ağırlaştırırlar – Minare yükünü atmışYeniden serpilmeye başlamıştırSüleyman oğlu hacı izzet evlerebir sepet incir gibi dağıldıevlere süleyman oğlu hacı izzetMüezzin kıs kıs gülmektedirkasabada evler -bir hacı izzettin varlığını bilmemekten-keder içindedirnine: kim’ola hacı izzetbirazdan halk top gibi patlar-kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş-oh oh bülbüllüdenmişbütün evlere şimdi büyükbüyük bir memnunluk çağlamaktadırCahit ZarifoğluDevamı için tıklayın

#CahitZarifoğlu #MünirKaraloğlu #Kavim #Ölü #Gündem

Abone Ol:
Abone Ol

Yorumlarınızala Sitemize Değer Katın